On yıl önce hayal ettiğiniz yerdesiniz. İyi bir eğitim, istikrarlı bir kariyer, dışarıdan bakıldığında “olması gereken” bir hayat.
Ama içeride bir şey yerine oturmuyor. Bazen öyle bir sıkışmışlık hissi geliyor ki, nefes alamıyormuş gibi oluyorsunuz. Günler “bugün bitsin” düşüncesiyle geçiyor. Cuma gelsin, hafta sonu kurtarsın.
Kaçmak için yapılan planlar, ani seyahat rotaları, bir seferde yapılan dürtüsel ve yüklü alışverişler…
Hepsi bir şeylerin sinyalini veriyor.
Evet, günler geçiyor. Cumalar geliyor. Hafta sonları yaşanıyor gibi yapılıyor.
Ama arada, fark edilmeden, ertelenen bir hayat sessizce birikiyor.
BU HİS NEREDEN GELİYOR?
Bir yandan şunu çok net hissediyorsunuz: Artık neyi istemediğinizi. Nereye ait hissetmediğinizi.
Size uymayan rolleri, sizi daraltan ortamları, artık taşımak istemediğiniz beklentileri ayırt edebiliyorsunuz.
Ama diğer yandan asıl soru hala açık: Nereye aitim? Ve gerçekten ne istiyorum?
Bu belirsizlikle birlikte içeride sessiz bir savaş başlıyor. Bunca şeye sahipken hissedilen sıkışmışlık, “kıymet bilmiyorum” diye açıklanmaya çalışılıyor. “Her şeyim var, daha ne istiyorum?” cümlesiyle bastırılıyor.
Oysa bir işte gerçekten akıştayken saatlerin nasıl geçtiğini hatırlamazken, anlam bulamadığımız bir işte pazar akşamları neden mide ağrısıyla kıvranıyoruz? Neden sabah aynaya, güne ve herkese öfkeli uyanıyoruz?
Belki de sorun memnuniyetsizlik değildir.
BAŞARININ GÖRÜNMEYEN YÜKÜ
Bizi bu arafta bırakan şeylerden biri de, tüm bu hislere rağmen işimizde başarılı olmamız.
Yapabildiğinizi bilirsiniz. Ve tam da bu noktada, başarının görünmeyen bir yükü omuzlarınıza biner.
İşe yarayan bir şeyi değiştirmek istemek bile kolay değildir. Bunu yüksek sesle söylemek bile çoğu zaman uzun bir süre gerektirir.
Ama bir şeyi yapabiliyor olmak, onu yapmanız gerektiği anlamına mı gelir? Yoksa hem başarılı olduğunuz hem de anlam bulduğunuz bir iş mümkün mü?
ZAMAN, GELİŞİM VE GERÇEKÇİ BİR BAKIŞ
İlk meslek seçiminizi yaptığınızda kaç yaşındaydınız? On sekiz? Yirmi?
Bugünden baktığınızda, o yaşlarda hayata ve kendinize dair bilginin ne kadar sınırlı olduğunu görmek zor değil.
Üstelik biliyoruz ki, uzun vadeli planlama, risk değerlendirme ve kimlik bütünlüğünden sorumlu olan prefrontal korteks, 20’li yaşların ortalarına kadar tam olarak gelişmiyor.
Yani bugün “yanlış mı seçtim?” diye sorguladığınız karar, o günkü zihinsel kapasitenizle, deneyimleriniz ile yapabileceğiniz en iyi seçimdi.
O seçim sizi buraya getirdi. Sizi siz yaptı, bugünkü bu sorgulamayı yapabilmenize olanak sağladı.
Ama buradan sonrasını belirlemek zorunda olmayabilir.
UZAYAN HAYAT, DEĞİŞEN KARİYER
Otuz yıl önce geçerli olan kariyer senaryoları artık çalışmıyor. Hayat süreleri uzadı. Değişim kaçınılmaz hale geldi. İşten beklentiler köklü biçimde dönüştü.
Kariyer artık tek bir çizgi değil.
Bu noktada yaşanan sıkışmışlığı “orta yaş krizi” diye etiketlemek, bunun sadece bizim başımıza geldiğini sanmak, kendimizi memnuniyetsiz ilan etmek belki de en kolay yol.
Ama ya bu his, hayatınızın geri kalanını daha anlamlı ve tatmin edici biçimde kurgulamak için bir çağrıysa?
O zaman bu geçişi sıfırdan başlamak değil, bir fırsat olarak görmek mümkün olabilir.
Çünkü çoğu zaman dönüşüm, deneyimi silmek değil; birikmiş olanı, size ait bir yere doğru taşımaktır.
Yeni Rota, tam olarak bu geçişle ilgilenir.
